"İmamoğlu'nun Tutukluluğu: Toplumda Değişen Duygular"

Dr. Erman Bakýrcý’nın yürüttüğü çalışma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davalarının bir yıl içinde toplum üzerindeki etkilerini incelemektedir. 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte, toplumun %65’i bu durumu "hükümetin muhalefete baskı girişimi" olarak yorumladı. Bu olay, toplumda endişe, umutsuzluk ve öfke gibi sert duyguların hızla yayılmasına yol açtı. Ancak bir yıl sonra yapılan anketlerde görülen değişimler, ilk bakışta bir yumuşama izlenimi verse de, bu durumun gerçek bir normalleşme olup olmadığını anlamak için verilere daha detaylı bakılması gerektiğini göstermektedir.

Endişe, öfke ve umutsuzluk rakamları dikkat çekicidir: Bir yıl önce %51 olan endişe oranı %29’a, %29 olan öfke %17’ye, ve %40 olan umutsuzluk %27’ye düşmüştür. Diğer yandan, şaşkınlık %16’dan %26’ya, umursamazlık ise %12’den %18’e çıkmıştır. Bu rakamlardaki kayma, ilk bakışta bir rahatlama olarak değerlendirilebilir; ancak daha dikkatli bir inceleme, toplumun meseleye karşı kurduğu duygusal ilişkinin değiştiğini ortaya koymaktadır. Sert duyguların azalması, belirsizlik ve mesafeli duyguların artmasıyla birlikte, insanların konuya dair daha muğlak bir yaklaşım geliştirdiğini düşündürmektedir.

Çalışmada dikkat çeken bir diğer nokta ise siyasi algı ile hukuki algı arasındaki geçiştir. Tutuklamanın "tamamen siyasi" olduğu görüşü %46'dan %27’ye gerilerken, "tamamen hukuki" olduğu kanaatinde olanlar %12'den %21’e yükselmiştir. Siyasi algının toplamda 16 puan gerilemesi, hukuki algının ise 10 puan artması, kararsızların da artmasıyla birlikte bu değişimin tek yönlü olarak yorumlanamayacağını gösteriyor. Veriler, hem gerçek kanaat değişimlerini hem de kanaat ifade biçimindeki karmaşıklıkları aynı anda yansıtıyor olabilir.

Ekrem İmamoğlu’nun liderlik figürü ise bu süreçte ilgi çekici bir seyir izlemektedir. Tutuklu kaldığı bir yılın ardından toplum içerisindeki liderliği üzerine yapılan anketlerde, katılımcıların %41’i İmamoğlu’nu “mağduriyet etkisiyle güçlenmiş” olarak değerlendiriyor. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Demokratik Parti (DEM) seçmenlerinde bu oran daha da yüksektir. Hatta iktidar bloğunda yer alan bazı kesimler de bunu kabul etmektedir. Bu durum, İmamoğlu'nun tutukluluğunun onun siyasal figürünü daraltmaktan çok, ona belli bir ölçüde güç kattığını göstermektedir. Ancak yine de “sadece kendi seçmen kitlesinde arttı” diyenlerin ve “etkisi zayıfladı” diyenlerin sayısının da azımsanamayacak düzeyde olması, İmamoğlu’nun topluma hitap etme yeteneğinin henüz tam olarak sabitlenmediğini göstermektedir.

Bir yıllık değişimin göstergeleri değerlendirildiğinde, ilk dönemlerdeki sert tepkinin zamanla zayıfladığı ancak tamamen ortadan kalkmadığı görülmektedir. Öfke ve endişe düşmüş olmakla birlikte, adalet, ifade özgürlüğü ve ülkenin genel gidişatına dair memnuniyetsizlik hala devam etmektedir. Adalet sistemine güven, ifade özgürlüğü algısı ve ülkenin gidişatına dair memnuniyet bir yıl sonra da düşük kalmaya devam etmektedir. Bu üç verinin bir arada incelenmesi, toplumda bir rahatlama değil, sessiz bir gerilim olduğunu göstermektedir.

Toplumun bir kısmı halen hatırlıyor, öfkeleniyor ve talepte bulunuyor. Ancak giderek de büyüyen bir kesim daha temkinli bir tutum sergiliyor ya da bu durumu daha farklı bir perspektiften değerlendiriyor. Örneğin, endişe oranı bir yıl önce %51 iken bugün %29’a düşmüş, ancak bu durumu meydana getiren koşullar hala devam etmektedir. Sorunlar çözülmemiştir ve meseleye dair duygu biçimi değişmiştir.

Bu değişim sadece bir kayıp olarak değerlendirilemez. İmamoğlu’nun kamusal görünürlüğü yıl boyunca ciddi şekilde kısıtlanmış, gündem sürekli değişmiş ve ekonomik baskılar sürmüştür. Buna rağmen, %41’lik bir kesim onu mağduriyetle güçlenen bir ulusal lider olarak görmektedir. Adalet sisteminin eşit işlemediğini düşünenlerin oranı ise önemli bir çoğunluğa ulaşmaktadır. Bu bağlamda, bir yıl sonunda hâlâ bu düzeyde bir itiraz ve sorgulamanın devam etmesi, toplumsal bellek ve tepkinin öngörüldüğünden daha dirençli olduğunu göstermektedir.

Fakat, bu dirençle yorgunluk arasındaki gerilim dikkatli bir şekilde izlenmelidir. Zira, bir toplumun asıl sınavı yalnızca öfke kapasitesinden değil, bu öfkeyi hangi konularda ve ne ölçüde sürdürebildiğindedir. Yıl sonunda gördüğümüz tablo, sıcaklığının altında hâlâ bir kıvılcım barındıran bir yangını işaret ediyor; bu durum, toplumun belirli meselelerdeki direnç ve kabulleniş seviyesini sorgulamak için önemli bir fırsat sunmaktadır.

Haberi Paylaşın!

Elektrik ve doğalgaza büyük zam: Yüzde 25 artış!

"Türk siyasetine damga vuran mezar ziyareti engellendi"