"Katılımevim: Halka Arzdan Manipülasyona Uzanan Süreç"
Metin Yüksel'in yazısında, Katılımevim adlı şirketin yaşadığı süreç üzerinden bir finansal kriz ve manipülasyon olayını ele alıyor. 06.06.2023 tarihinde, aracılık eden kurum INFO Yatırım ile birlikte gerçekleştirdiği halka arzda Katılımevim, toplamda 805 milyon TL tahsilat elde etmişti. Ancak bu durum, zamanla ciddi tartışmalar ve sorunlarla sarmalanmış durumda. Yazıda, 11.10.2026'da yaşananlarla birlikte, şirketin halktan kaçtığı, milyarlarca liralık borcun biriktiği ve portföy yöneticisinin kaçak olduğu iddialarına vurgu yapılıyor.
Yüksel, Katılımevim'in halka arzı ve devamında yaşanan olayların, bir film senaryosuna benzediğini ifade ediyor. Halka arz süreci, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından uygulanan ceza ve “Ponzi fon” olarak tanımlanan olguların ardından, asıl tartışılması gereken unsurların “fon stratejisi” ve “stratejiye yön verenler” olduğunu belirtiyor.
Özellikle “fona karar verenler” konusuna dikkat çekerek, bu fonları yönetenlerin yalnızca KAP’ta isimleri yazılı olan lisanslı uzmanlar olmadığını savunuyor. Gerçek tartışmanın ise “manipülatörlükten devşirme foncular” ve bu fonların üzerindeki etkileri olduğunun altını çiziyor. Bahsedilen fon yöneticileri, geçmişlerinden edindikleri birikimlerle fonlara değer katmayı, hisse değerlerini artırmayı ve gelen fon müşterilerine yüksek fiyatlarla devretmeyi hedefliyorlar.
Katılımevim'deki süreç, 06.06.2023 tarihi itibarıyla halkla buluşma ile başladı. Ancak geçmişte önemli bir finansal kriz yaşamış olan “faizsiz tasarruf finansmanı” modelinin, BDDK’nın müdahalesiyle yeniden kontrol altına alındığı belirtiliyor. O dönemde TMSF birçok şirkete el koymuş ve sektör yeniden düzenlenmişti. Ancak buna rağmen Katılımevim, halka arzı tartışma konusu haline gelmişti.
Yüksel, halka arz sürecinde yaşanan manipülasyon şüphesine dikkat çekiyor. Halka arz döneminde elde edilen paralara “cep to cep” ifadesiyle atıfta bulunuluyor. Haziran ayında hissenin 14 TL’den işlem gördüğü, ancak ağustos ayında 69 TL’ye kadar yükseldiği belirtiliyor. Eylül ayında ise hisse değerinin 33 TL’ye düşmesi, piyasada bir belirsizlik yarattı. Bu aşamada, SPK’nın 13 kişiye işlem yasağı getirmesi büyük bir skandal olarak değerlendiriliyor. Özellikle şirketin sahibi Serdar Turhan ile ilişkili kişiler, manipülasyon şüphesiyle iç içe geçmiş durumda.
Devamında, Katılımevim ile Pusula Portföy arasındaki bağlantılara dikkat çekiliyor. Halka arz sonrasında, Pusula Portföy’ün yöneticisi olan Muhammet Yarız’ın inceleme altında olduğu ve kendisinin daha önce birçok hissede işlem yasağı ve para cezasıyla karşılaştığına vurgu yapılıyor. Yazıda, bu ilişkilerin piyasa üzerindeki etkisinin yanı sıra, sonucun ne olabileceği üzerine spekülasyonlar yapılıyor.
Sonuç olarak, Yüksel'in yazısı, finansal sistemdeki manipülasyona ve sorunlara dair bir uyarı niteliği taşıyor. Halka arzların nasıl bir kargaşaya yol açtığı, bu süreçte yer alan kişilerin sorumlulukları ve piyasalardaki olası krizlerin dışarıdan nasıl göründüğü üzerinde duruluyor. Katılımevim vakasında olduğu gibi, halkın ve yatırımcıların yaşadığı kaybın ve güven kaybının sonuçları düşünülmesi gereken acil bir konu olarak öne çıkıyor.



